
Izdırap içindeki kişi, gölgelerde yaşar. Veya insanlık ve insanüstülük arasında yaşar; hatta belki de bilinç ile bilinçsizlik arasında gidip gelir. Acı, inkâr edilemeyecek ve teyit edilemeyecek bir anda içimize kıyaslanamayacak bir şekilde giriyor.

Izdırap içindeki kişi, gölgelerde yaşar. Veya insanlık ve insanüstülük arasında yaşar; hatta belki de bilinç ile bilinçsizlik arasında gidip gelir. Acı, inkâr edilemeyecek ve teyit edilemeyecek bir anda içimize kıyaslanamayacak bir şekilde giriyor.
Bu söz, acının ve ızdırabın insan psikolojisi üzerindeki sarsıcı, sınırları muğlaklaştırıcı etkisini felsefi bir derinlikle ele alıyor. Izdırap, bireyi alışılagelmiş toplumsal ve zihinsel gerçekliğin dışına fırlatarak onu bir ara bölgeye, yani gölgelerin ve belirsizliğin hakim olduğu eşik bir varoluşa hapseder. İnsan acı çekerken hem kendi kırılganlığının, yani insan oluşunun en uç sınırını deneyimler hem de bu acıya katlanma gücüyle adeta insanüstü bir boyuta evrilir. Bilinç ile bilinç dışı arasındaki o tekinsiz salınım, zihnin acının yıkıcı gerçeğinden kaçma ve onunla yüzleşme arasındaki savunma mekanizmasını simgeler.
Acının hayatımıza sızış anı ise rasyonel bir açıklamanın ötesindedir; o, mantıkla teyit edilemeyen ama varlığı da asla inkâr edilemeyen mutlak bir hakikat olarak içimize yerleşir. Bu durum, insanın varoluşsal sancısının en saf ve kaçınılmaz halidir.

Hemen şimdi kitaplar konulu bilgi yarışmasına katılın!
Bilgi Yarışmasına Git