Bu söz, modern kapitalizmin ve dijital çağın insan ruhunda yarattığı en derin tahribatlardan birini, yani kendini pazarlama ve görünürlük histerisini felsefi bir düzlemde ele alıyor. Günümüz dünyasında birey, artık sadece ürettiği değerle değil, bizzat kendisini nasıl sunduğuyla var olabiliyor. Sosyal medyanın ve tüketim kültürünün dayattığı bu teşhir estetiği, insanı kendi kendisinin pazarlamacısı haline getirirken, onaylanma arzusunu da sadece görünürlüğe indirgiyor.
Bu süreçte beden, yaşayan ve hisseden bir özne olmaktan çıkıp, dijital vitrinlerde sergilenen ve beğenilerle tescillenen bir nesneye, yani bir şeye dönüşüyor. İnsanın kendi varlığını bir reklam malzemesi olarak konumlandırması, onu kendi doğasına yabancılaştırırken, içsel derinliğini yitirerek tamamen dışsal bir imaja hapsolmasıyla sonuçlanan psikolojik bir trajediye yol açıyor.