
Charles Baudelaire (1821-1867)
Charles Baudelaire, modern şiirin kapılarını aralayan, melankoli ve estetiği kötülüğün çiçeklerinde buluşturan lanetli bir dehadır. Ondokuzuncu yüzyıl Paris’inin bohem sokaklarında yürürken modernizmin yarattığı yabancılaşmayı, can sıkıntısını ve varoluşsal sancıları ilk kez o bu denli sarsıcı bir çıplaklıkla haykırmıştır. Güzelliği alışılagelmiş kalıpların dışında, çürümede, geçicilikte ve karanlıkta arayan bu öncü Fransız şairi, sembolizm akımının temellerini atarken insan ruhunun en kuytu köşelerine ayna tutmuştur. Onun her bir dizesi ve poetik aforizması, geçici olanla sonsuz olan arasındaki o ince sınırda salınan, hem acı veren hem de büyüleyen birer feryat niteliği taşır.Baudelaire’in kaleme aldığı metinler, sadece dönemin burjuva ahlakına bir başkaldırı değil, aynı zamanda insanın kendi içsel uçurumlarıyla yüzleşme rehberidir. Spleen ve İdeal arasındaki o sonsuz gerilim, onun sözlerinde derin bir melankoli, zamana karşı duyulan öfke ve estetik bir isyan olarak somutlaşır. Aşkın yıkıcı hazzından ölümün kaçınılmaz cazibesine kadar uzanan geniş bir yelpazede ürettiği düşünceler, bugün bile modern insanın yalnızlığını en iyi tasvir eden edebi belgelerdir.Sanatçının dandyizm felsefesiyle harmanladığı yaşam tarzı, kelimelerine de sirayet ederek her cümlesini adeta keskin birer çeliğe dönüştürür. Onun kelimeleriyle örülü bu kasvetli ama büyüleyici evren, yaşamın trajik güzelliğini, geçiciliğin yarattığı o derin sızıyı ve sanatın ölümsüz gücünü derinden hissetmek isteyen her entelektüel okur için zamansız bir sığınaktır.
