
Bir defasında bir terapistten şunları duymuştum: 'Suçluluk ile kırgınlık hissetmek arasında bir seçim yapmanız gerektiğinde, her defasında suçlu seçin.' Kırgınlık ruhun intiharıdır.

Bir defasında bir terapistten şunları duymuştum: 'Suçluluk ile kırgınlık hissetmek arasında bir seçim yapmanız gerektiğinde, her defasında suçlu seçin.' Kırgınlık ruhun intiharıdır.
Bu söz, insan psikolojisinin en derin çatışmalarından birine, özgünlük ile onaylanma arzusu arasındaki sessiz savaşa ışık tutuyor. Terapistin suçluluk duygusunu kırgınlığa tercih etmesi, bireyin kendi sınırlarını koruma ve kendi benliğine sadık kalma cesaretiyle doğrudan ilişkilidir. Başkalarını memnun etmek veya çatışmadan kaçınmak adına kendi hakikatimizden ödün verdiğimizde, içimizde biriken o dilsiz kırgınlık zamanla kendimize yabancılaşmamıza yol açar.
Suçluluk, bir sınırı aştığımızda ya da birini hayal kırıklığına uğrattığımızda hissettiğimiz, eylemlilik barındıran aktif bir sancıdır. Oysa kırgınlık, dışarıya yönlendirilemeyen öfkenin içe dönerek ruhu zehirlemesidir; edilgen ve yıkıcı bir çürüme sürecidir. İnsan, başkalarını üzmemek için kendi sınırlarını çiğnettiğinde aslında sessizce kendi ruhunu intihara sürükler. Bu yüzden, kendi benliğimizi korumanın bedeli olan geçici bir suçluluk hissi, ruhu yavaş yavaş tüketen kronik bir kırgınlıktan her zaman daha sağlıklıdır.

Hemen şimdi düşünürler konulu bilgi yarışmasına katılın!
Bilgi Yarışmasına Git