
Altını çizdiğim bir kitabı birine verirken çekinirim. Sanki yaralarımı teslim ediyormuş gibi, sanki bak benim buralarım çok ağrıyor der gibi.

Altını çizdiğim bir kitabı birine verirken çekinirim. Sanki yaralarımı teslim ediyormuş gibi, sanki bak benim buralarım çok ağrıyor der gibi.
Bu söz, okuma eyleminin sadece entelektüel değil, aynı zamanda derin bir duygusal ve kişisel bir süreç olduğunu vurgular. Bir kitapta altını çizdiğimiz cümleler, o anki ruh halimizi, bizi etkileyen düşünceleri, acıtan veya dokunan noktaları yansıtır. Bu çizgiler, metinle kurduğumuz özel bağın, içsel dünyamızla yankılanan satırların izleridir. Dolayısıyla, altı çizili bir kitabı başkasına vermek, adeta kendi mahrem düşüncelerimizi, hassas noktalarımızı ve hatta geçmişte yaşadığımız duygusal "yaralarımızı" açık etmek gibidir. Bu eylem, kişisel bir günlüğü ifşa etmeye benzer bir savunmasızlık hissi yaratır; çünkü okuyucu, bizim için anlam ifade eden satırlar aracılığıyla, ruhumuzun en özel köşelerine dokunma fırsatı bulur. Bu yüzden, bu durum bir tür teslimiyet, kendi kırılganlığımızı karşımızdakine sunma halidir.

Hemen şimdi kitaplar konulu bilgi yarışmasına katılın!
Bilgi Yarışmasına Git