
Müslümanlar, dinlerine sarılınca ilerledi, Hristiyanlar ise Kilise'nin emrinden kurtulunca.

Müslümanlar, dinlerine sarılınca ilerledi, Hristiyanlar ise Kilise'nin emrinden kurtulunca.
Bu söz, iki büyük medeniyetin tarihsel gelişim süreçlerindeki din-toplum ilişkisini felsefi ve sosyolojik bir perspektifle ortaya koymaktadır. İslamiyet’in ilk yüzyıllarında bilim, felsefe ve sanatta yaşanan altın çağ, dinin özündeki akla, bilgiye ve araştırmaya verilen değerle doğrudan ilişkilidir. Müslümanlar kurucu metinlerin özüne yöneldikçe, sorgulamayı ve öğrenmeyi bir ibadet olarak görerek büyük bir medeniyet inşa etmişlerdir.
Batı dünyasında ise süreç tam tersi bir seyir izlemiştir. Orta Çağ boyunca skolastik düşünceyi ve dogmayı dayatan Kilise, toplumsal ve bilimsel gelişimin önünde aşılması gereken bir set oluşturmuştur. Hristiyan dünyasının ilerlemesi, bu kurumsal tahakkümün kırılması, aklın ve bilimin özgürleşmesiyle mümkün olmuştur. Alıntı, inancın özü ile onu kurumsallaştıran yapıların tarihsel rollerinin ne denli farklı sonuçlar doğurabileceğini çarpıcı bir şekilde gözler önüne sermektedir.

Hemen şimdi filmler konulu bilgi yarışmasına katılın!
Bilgi Yarışmasına Git