
Sonunda eşitim ama bunun tadını çıkartabilecek özgürlüğüm yok.

Sonunda eşitim ama bunun tadını çıkartabilecek özgürlüğüm yok.
Bu söz, eşitlik ve özgürlük arasındaki o can alıcı felsefi gerilimi en çıplak haliyle gözler önüne seriyor. Çoğu zaman bir arada var olması gerektiğine inandığımız bu iki kavramın, aslında nasıl da birbirini baltalayabileceğini trajik bir farkındalıkla anlatıyor. Birey, toplumsal, sınıfsal ya da varoluşsal bir mücadele neticesinde nihayet diğerleriyle aynı seviyeye gelmiş, yani eşitlenmiştir. Ancak bu eşitlik, genellikle herkesin aynı kalıba sokulduğu, bireysel hareket alanının yok edildiği totaliter bir düzenin veya kaçınılmaz bir sonun eseri olduğunda anlamını yitirir.
Psikolojik açıdan bakıldığında ise bu durum, kazanılmış bir zaferin burukluğunu temsil eder. İnsan, hedefine ulaştığı an elinde kalan tek şeyin kısıtlanmış bir varoluş olduğunu fark ettiğinde derin bir yabancılaşma yaşar. Eşitlik, adalet hissini tatmin etse de, onu yaşayacak ve deneyimleyecek bir özgürlük alanı kalmadığında ruhsal bir hapishaneye dönüşür. Nihayetinde alıntı, insanın en büyük trajedilerinden birine parmak basıyor: Hak edilmiş bir statünün, esaretin gölgesinde hiçbir değerinin kalmaması.

Hemen şimdi filmler konulu bilgi yarışmasına katılın!
Bilgi Yarışmasına Git