
Pirinci okuyorlar, meyveyi okuyorlar, şekeri okuyorlar, suyu okuyorlar da sıra kitaba gelince hiç okumuyorlar.

Pirinci okuyorlar, meyveyi okuyorlar, şekeri okuyorlar, suyu okuyorlar da sıra kitaba gelince hiç okumuyorlar.
Bu söz, toplumsal hafızamızdaki ironik bir çelişkiyi, inanç ile entelektüel çaba arasındaki o derin uçurumu gözler önüne seriyor. Kültürümüzdeki okumak eyleminin çift anlamlılığından beslenen bu eleştiri, mistik ritüellere duyulan kolaycı bağlılığı ve bilginin kendisine karşı gösterilen toplumsal direnci felsefi bir dille sorguluyor.
İnsanlar, nesnelere kutsallık ya da şifa atfederek onlardan zahmetsiz bir kurtuluş beklemeyi, zihinsel bir emek gerektiren kitap okuma eylemine tercih ediyorlar. Bu durum, bireyin kendi gelişim sorumluluğunu dışsal ve doğaüstü güçlere devretme arzusunun psikolojik bir yansımasıdır. Oysa zihnin ve ruhun asıl şifası, nesnelere üflenen dualarda değil, kitabın sunduğu aktif sorgulama, bilgi ve aydınlanma sürecinde gizlidir. Alıntı, bizi körü körüne inanmanın konforundan uyanmaya ve gerçek dönüşümün ancak entelektüel bir çabayla mümkün olacağını görmeye davet ediyor.

Hemen şimdi düşünürler konulu bilgi yarışmasına katılın!
Bilgi Yarışmasına Git