
Dünyada onur duyabileceği hiçbir şeyi başaramamış her zavallı, son çare olarak mensubu bulunduğu toplulukla gurur duymayı seçer. Kendini ait hissettiği topluluğun her türlü saçmalığını, kanının son damlasına kadar savunmaya hazırdır artık.

Dünyada onur duyabileceği hiçbir şeyi başaramamış her zavallı, son çare olarak mensubu bulunduğu toplulukla gurur duymayı seçer. Kendini ait hissettiği topluluğun her türlü saçmalığını, kanının son damlasına kadar savunmaya hazırdır artık.
Bu söz, bireysel varoluşunu anlamlı kılamamış ve kişisel bir başarı elde edememiş insanların, kimlik açıklarını kolektif bir aidiyetle kapatma çabasını psikolojik bir derinlikle ele alır. Arthur Schopenhauer’a ait olan bu düşünce, insanın kendi içindeki boşluğu ve yetersizlik hissini, milliyetçilik, mezhepçilik veya herhangi bir grup aidiyeti üzerinden nasıl telafi etmeye çalıştığını gösterir. Birey olarak bir değer üretemeyen kişi, içine sığındığı topluluğun başarılarını kendi başarısı gibi görür ve bu yanılsamayı korumak için grubun en büyük mantıksızlıklarını bile fanatikçe savunur.
Felsefi açıdan bu durum, özgür irade ve bireyleşme sancısından kaçarak sürü psikolojisine sığınmaktır. Kişi, kendi eksiklikleriyle yüzleşmek yerine, hazır bir kimlik paketini kuşanarak sahte bir gurur inşa eder. Sonuçta, bu körü körüne bağlılık hem bireyin kendi potansiyelini yok eder hem de toplumsal kutuplaşmayı ve dogmatizmi besleyen en tehlikeli cehalet biçimlerinden birine dönüşür.

Hemen şimdi düşünürler konulu bilgi yarışmasına katılın!
Bilgi Yarışmasına Git