
Ne kadar kısa yaşıyoruz, ne uzun ölüyoruz.

Ne kadar kısa yaşıyoruz, ne uzun ölüyoruz.
Bu söz, insan varoluşunun en sarsıcı paradokslarından birini, zamanın göreceliği üzerinden gözler önüne seriyor. Hayat, tüm coşkusu ve yaşanmışlıklarıyla göz açıp kapayıncaya kadar geçen kozmik bir an gibiyken, ölümün getirdiği mutlak sessizlik ve yokluk sonsuz bir zaman dilimine yayılır. Yazar burada sadece biyolojik ölümün ebediyetine değil, aynı zamanda insanın yaşarken hissettiği o yavaş ve sancılı tükeniş sürecine de atıfta bulunur. Yaşamak aktif, dinamik ve anlık bir eylemdir; oysa geride bırakılan boşluk ve unutuluşun süresi ölçülemeyecek kadar derindir.
Psikolojik açıdan ise bu alıntı, insanın kayıplarla, yaşlılıkla ve varoluşsal sancılarla geçirdiği yaşarken ölme hallerinin, coşkuyla nefes aldığı anlardan çok daha uzun sürdüğünü fısıldar. Gerçek anlamda hissettiğimiz, bağ kurduğumuz o canlı anlar ne kadar kısaysa, o anların yasını tuttuğumuz veya sıradanlığın içinde kaybolduğumuz zamanlar bir o kadar uzundur. Son tahlilde cümle, bizi elimizdeki o kısacık yaşam anının kıymetini bilmeye ve onu hakkıyla doldurmaya davet eden felsefi bir çığlıktır.

Hemen şimdi düşünürler konulu bilgi yarışmasına katılın!
Bilgi Yarışmasına Git