
İnsan hep başkalarına karşı savundu kendini. Başka insanlara, doğaya. Durmadan doğaya karşı güç kullandı. Sonuç, güce, şiddete, korkuya ve bağımlılığa dayanan bir uygarlık.

İnsan hep başkalarına karşı savundu kendini. Başka insanlara, doğaya. Durmadan doğaya karşı güç kullandı. Sonuç, güce, şiddete, korkuya ve bağımlılığa dayanan bir uygarlık.
(Ekolojik aydınlanmanın, Jean-Jacques Rousseau'nun veya Frankfurt Okulu'nun) insanlığın o meşhur "medeniyet" hikâyesini tamamen tersine (karanlık bir okumaya) çevirdiği harika bir antropolojik tespittir. Bizler şehirler kurup doğayı betonlaştırmamızı "zafer ve gelişim" sanırız. Oysa yazar; insanın doğayla barışmak yerine, paranoyakça korkup ağaçları kestiğini, hayvanları hapsettiğini ve sırf "savunma/güç" uğruna doğayı sömürdüğünü; bu yüzden kurduğumuz bu şatafatlı uygarlığın aslında sevgiye değil, tamamen o ilk çağlardaki "şiddete, korkuya ve silaha" dayanan hastalıklı bir hapishane olduğunu ifşa eder.

Hemen şimdi yönetmenler konulu bilgi yarışmasına katılın!
Bilgi Yarışmasına Git