
Kadın aşk doğuruyor ve sen onun için isim seçiyorsun. O acı çekiyor ve sen kız çocuğu olmasından endişe ediyorsun. O uykusuzluk çekiyor ve sen cennet hurilerinin rüyasını görüyorsun. O anne oluyor ve her yerde şunu soruyorlar; Babanın adı ne?

Kadın aşk doğuruyor ve sen onun için isim seçiyorsun. O acı çekiyor ve sen kız çocuğu olmasından endişe ediyorsun. O uykusuzluk çekiyor ve sen cennet hurilerinin rüyasını görüyorsun. O anne oluyor ve her yerde şunu soruyorlar; Babanın adı ne?
Bu söz, toplumsal cinsiyet rollerinin ve ataerkinin kadının varoluşsal emeğini nasıl görünmez kıldığını felsefi bir derinlikle gözler önüne seriyor. Kadın, hayatı ve sevgiyi kendi bedeninden süzerek var ederken, erkek egemen zihniyet bu kutsal yaratımı sadece kendi mülkiyeti, soyadı ve arzuları üzerinden tanımlama telaşına düşüyor. Kadının çektiği fiziksel ve ruhsal acılar, erkeğin bencilce kaygıları ve toplumsal beklentileri karşısında değersizleştiriliyor. Yaşamı sırtlayan, uykusuz kalan ve canından can katan kadınken, sistem tüm bu emeği görmezden gelip kimliği yine babanın otoritesiyle tescillemeye çalışıyor.
Edebi açıdan keskin tezatlarla örülen bu dizeler, kadının yaratıcı gücünü savunurken, toplumun ikiyüzlü ahlak anlayışını da deşifre ediyor. Annelik gibi en zahmetli varoluş biçiminin bile ataerkil bir kimlik sorgulamasına indirgenmesi, insanlığın adalet terazisindeki en büyük sapmalardan birini simgeliyor.

Hemen şimdi düşünürler konulu bilgi yarışmasına katılın!
Bilgi Yarışmasına Git